Blog

"İyi" bir yaşam nasıl olur? Yaşam, Sevgi ve Karar Verme konusunda 3 Ders


Paylaş

2018-12-05 02:11:54

“İyi” bir yaşam nasıl olur? 

Harvard Üniversitesi bu sorunun cevabını bulmak için ilk kez 80 yıl önce, 1938’de bir araştırma gerçekleştirdi. Şimdi, 21.yüzyılda, bu ebedi soruya yanıt olabilecek bazı bilgiler, 80 yıllık araştırmanın hazine değerindeki verilerinden açığa çıkmaya başladı.
Bulgulara bir göz atalım ve bunların kendi yaşamımıza ve bugün, bu hafta, bu yıl ve ötesindeki vereceğimiz kararlara dair neler söylediğini konuşalım.

Harvard Araştırmasından Yaşam, Sevgi ve Karar Vermeye Dair 3 Ders

Grant Çalışması, ya da Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması olarak da bilinen bu paha biçilemez araştırma, şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı uzun soluklu çalışmalardan biridir. Araştırmacılar, görünüşte basit bir soruyu cevaplamak istedi: İyi bir insan yaşamı nasıl olur? Bunun üzerine, onlarca yıl – üniversite mezuniyeti, evlilik, savaş, ebeveynlik, yaşam krizleri ve yaşlılık süreçleri boyunca – yüzlerce erkeği takip ettiler ve onların fiziksel ve zihinsel sağlığı hakkında geniş bir veri seti topladılar. 
Çalışmadan çıkarılan derslere bakmadan önce, projenin nasıl başladığına ve projeyi ilk kez ortaya koyanların ne düşündüğüne bakalım.

Grant Çalışması: Ölüme Terk Edildi, Dirildi, Şimdiyse Paha Biçilemez

Bir Harvard doktoru olan Dr. Arlie Bock, projeye 1938'de proje sponsoru, büyük mağaza müdürü W.T. Grant’in desteği ile başladı. 1939-1944 yılları arasında Harvard'da ikinci sınıfta okuyan 268 erkekle çalışmaya başladılar. Bock, tıbbın küçük, uzmanlaşmış ve hastalık odaklı olma eğiliminden uzaklaşmak istedi. Başarılı ve normal erkekleri araştırmak, iyi bir yaşamı meydana getiren faktörleri görmek ve hatta belki de başarının genel şifresini çözmek istiyordu. Araştırmaya katılan erkekler, toplanan verilerin temelini oluşturan çok çeşitli görüşmeler, anketler, fiziksel ve kapsamlı fizyolojik ölçümleri kabul ettiler.

Fakat maalesef, çoğu uzun süreli çalışma gibi, coşku ilk heyecan dalgasının ardından azaldı. On yılın sonunda sponsor çalışmayı finanse etmeyi durdurdu ve 1950'lerin ortasına kadar, çalışma yoğun bakımda kaldı. Charles McArthur liderliğindeki bir grup araştırmacı, en azından her iki yılda bir katılımcılara anketler göndererek konuyu canlı tuttular. En sonunda, Rockefeller Vakfı'ndan sigara şirketi Philip Morris'e kadar çeşitli gruplardan çalışmaya sponsorluk geldi.

Sonra, çalışmanın şansını değiştiren iki şey oldu. İlk olarak, 1960'larda orta yaşlara gelen katılımcıların birçoğu üstün bir başarı elde etti. Dördü ABD Senatosu için yarıştı; biri başkan oldu; başka biri ise en çok satan yazar. Ve 1967'de, George Vaillant adlı genç bir psikiyatrist, Harvard çalışmasını keşfetti ve araştırmanın sunduğu olasılıklara hayran kaldı. Vaillant ile birlikte bu şaşırtıcı veri seti, baş destekçisi ve hikaye anlatıcısını buldu. Böylece proje tam gücünü geri kazandı. Araştırmacılar, 1940'ların başlarında “Glueck Çalışması” olarak bilinen bir projeden 456 kişilik, üyeleri Boston mahallelerinde yetişen yoksun kesimden gençler olan bir grubu araştırmaya dahil etti. Bu, araştırma için değerli ve ihtiyaç duyulan bir çeşitliliği sağladı.

Görüşmeler, anketler, fiziksel ve kapsamlı fizyolojik ölçümler, katılımcıların yaşamları boyunca, onlar başarı, kalp kırıklığı ve diğer her şeyi deneyimlerken yeniden başladı.

Dr. Bock, çalışmayı başlattığında büyük hedefleri vardı. 1942’de The Harvard Crimson’a açıkladığı üzere, “dünyadki uyumsuzluğun dinmesine yardımcı olmak” istiyordu.

Peki 80 yıl boyunca veri toplayıp analiz ettikten sonra, bu insanlarınhayatlarından hangi dersler çıkarılabilir? Dersler dünyadaki uyumsuzluğu dindirmek için kullanılabilir mi? Ya da en azından, daha iyi kararlar vermemize yardımcı olabilir mi?

İşte bu çalışmadan cebimize koyacağımız 3 ders…

1. Bir kişinin başarısı yaşamının gidişatında görülür, bu yüzden uzun vadeyi düşünün.

The Atlantic’ten bir gazeteci olan ve araştırmacılar dışında çalışmanın arşivlerine ilk kez bakan kişi Joshua Shenk, bir hayattaki herhangi bir ana bakmanın son derece yanıltıcı olabileceğini söylemiştir.

Bazı katılımcılar mutlu ve uyumlu başlamışlardı, ancak hayata yalnız ve üzgün veda ettiler. Bazılarıysa başlangıçta başarı ihtimalleri oldukça düşük görünürken uzun ve doyurucu yaşamlar sürdüler. Bu yüzden, iyi bir hayatın nasıl mümkün olduğu sorusuna cevap vermek için büyük resme bakmak şart.

Aşağıdaki katılımcıların yaşamlarını olağanüstü örnekler olarak düşünün:

John Hines isimli bir adam, çocukluğunda ve Harvard'daki yıllarında bir yıldız gibi parlıyordu. Araştırma personeli kendisi ile ilgili şöyle notlar almıştı: “Bu katılımcı üstün bir kişiliğin timsali – belki de bu çalışmada yer alan diğer tüm çocuklardan da fazla istikrar, zeka, iyi muhakeme, sağlık, yüksek amaç ve ideallere sahip.” Ancak sonrasında hayatı tarifi olmayan bir biçimde terse döndü. Evlendi, yurtdışında bir işe girdi ve sigara ve alkol kullanmaya başladı. Terapistinin psikoz hastası olarak nitelendirdiğini bir kızla ilişkisi vardı ve otuzlu yaşlarında aniden bir hastalıktan öldü. 1951'de, 31 yaşındayken, şöyle yazmıştı: “Bence kendi psişik resmim içinde ortaya çıkan en önemli unsur kendi düşmanca tavrımı daha bütünlüklü bir şekilde kavrayabilmem. Gençliğimde böyle bir tavra hiç sahip olmadığımı düşünüp kendimle gurur duyardım. Bu muhtemelen, çok derinde yattıkları ve benim onlarla yüzleşmekten korkup kaçınmamın sonucuydu.”

Öte yandan Godfrey Minot Camille adında bir adam, yaşam memnuniyeti konusunda oldukça kasvetli beklentilere sahip olarak çalışmaya katılmıştı: Tüm katılımcılar arasında gelecekteki istikrar konusunda en düşük puanı almıştı ve daha önce intihar girişiminde bulunmuştu. Korkunç bir ortamda büyümüştü, 6 yaşına kadar yalnız yemek yiyordu, acı ve terk edilmişlik yıllarca onu takip etmişti. Ama 35 yaşında, ruhsal bir uyanma olarak adlandırdığı bir tecrübe yaşadı. Psikiyatrist oldu ve acısını başkalarına hizmet etmek için bir araç haline getirdi. Hayatının sonunda, çalışmanın en mutlu adamlarından biriydi.

Bunlar, “bir yaşamdaki herhangi bir ana bakmanın nasıl son derece yanıltıcı olabileceğini” gösteren birçok örnekten bazıları. Başarı, belirli bir andan ya da kazanımdan değil, tüm yaşamın geniş bir perspektifinden görülür.

Peki, bundan öğrenebileceğimiz ders nedir?

İlk ders uzun vadeli düşünmek ve bu bakış açısıyla karar vermek. 5, 10 yılda önemli olan ne olacak? Kısa vadeli kriterlere göre kararlar alırken, yaşamın gelgiti hızla değişebilir. Uzun vadeli düşünebilme yeteneğinizi geliştirmek, günlük tercihlerinizi geniş bir amaç ve vizyonla birleştirmek bu konuda en önemli anahtardır.

Six Seconds, bunu Duygusal Zeka Yetkinliklerinden biri olan “Asil Hedeflere Yönelmek” olarak adlandırıyor. Bu, başarının alamet-i farikasıdır, çünkü düşüncelere kapılmaktan ve kısa vadeli düşüncenin tuzaklarından kaçınmanın kesin bir yolu. Uzun vadeli bir bakış açısı ile hayatınızda başarının nasıl göründüğünü aktif olarak düşünürseniz, uzun vadede başarılı olmanız daha olasıdır.
İkinci ders hayatın iniş çıkışları ile başa çıkmak için ihtiyaç duyduğunuz becerileri geliştirmenin önemidir ve bu da bizi çalışma alanımızdaki ikinci kazanıma götürmektedir.

2. Duygusal Zeka, tüm farkı yaratır. Onu nasıl adlandırmak isterseniz…

Bütün bir yaşam boyunca başarılı olmak için, kaçınılmaz olarak aksilikler, mücadeleler ve acılarla başa çıkılacaktır. Çalışmanın uzun dönem yöneticisi olan Dr. Vaillant, enerjisinin büyük bir kısmını katılımcıların hayattaki sıkıntılara nasıl ve ne kadar etkili bir şekilde yanıt verdiklerini incelemeye ayırmıştır. Bir kişinin hayattaki bu engeller ile başa çıkmak için kullandığı becerileri “adaptasyon” olarak adlandırmıştır. Adaptasyon, katılımcıların yaşları ilerledikçe hem fiziksel hem de psikolojik olarak ne kadar başarılı olduklarını geniş ölçüde belirlemiştir.

The Atlantic dergisi ile yapılan bir röportajda Vaillant, hayattaki bu savunmaları temel biyolojik süreçlere benzetiyordu. Bir yerimizi kestiğimizde kanımız pıhtılaşır. Benzer şekilde, büyük ya da küçük bir zorlukla karşılaştığımızda – sevdiğimiz bir kişiyi kaybetmemiz ya da iş yerinde bir anlaşmazlık – bu başa çıkma mekanizmaları bize yaşadığımız duygusal durumu aşmamızda rehberlik eder. Pıhtılaşma bizi kan kaybından ölmekten kurtarabilir, ancak bir damarın tıkanmasına ve kalp krizi geçirmemize de yol açabilir. Tıpkı bunun gibi, kullandığımız savunma mekanizmaları da bizi kurtarabilir ya da mahvedebilir. Savunma mekanizmalarımız hayatlarımız boyunca, büyük ya da küçük durumlarda kendilerini gösterirler ve duygusal adaptasyonlarımızın gücü ve sağlığı, bir yaşamı “iyi” kılan önemli parçalardandır.

Vaillant, uzun ve mutlu bir yaşamın ana direği olarak gördüğü en sağlıklı duygusal adaptasyonların bir listesini çıkardı. Bu liste Six Seconds modelindeki Duygusal Zeka yetkinlikleri ile neredeyse mükemmel bir şekilde örtüşmektedir.

Özgecilik – Başkalarının refahına olan bağlılık, Empatiyi Geliştirme yetkinliği ile örtüşür.
Beklenti – Olumlu bir sonuç duygusu yaratmak. İyimserliği Deneyimlemek yetkinliği ile örtüşür.
Bastırma – Bir dürtüyü ya da kararı ertelemek için bilinçli karar vermek. Sonuç Odaklı Düşünmeyi Uygulamak ve bir ölçüde de Kalıplarını Fark Etmek yetkinlikleri ile örtüşür.
Yüceltme – Büyümeyi ve iyi kararları teşvik eden duygular için çıkışlar ve ifadeler bulmak. Duygulara Yön Vermek ve Asil Hedeflere Yönelmek yetkinlikleri ile örtüşür.
Mizah – Kendini tanıma ile kazanılır.

Bu beceriler sadece başarılı katılımcıları daha az başarılı olanlardan ayırmakla kalmadı, aynı zamanda onların yaşamları boyunca farklılaştı da. 

Birçok katılımcı yıllarca, hatta on yıllar boyunca sağlıksız olanları eyleme döktükten sonra sağlıklı “adaptasyonlar” geliştirdiler. Orta yaşta, erkekler olgun başa çıkma mekanizmalarını olgunlaşmamış olanlara göre dört kat fazla kullandılar. 50 ile 75 yaş arasında, özgecilik ve mizah daha sık görülmeye başladı. Ama bunların bir garantisi yoktu. Bazı erkekler sağlıksız adaptasyonlar geliştirdiler (ya da sağlıklı olanları kullanmadılar) ve kariyerlerini, evliliklerini ve tüm yaşamlarını raydan çıkardılar.

Genel olarak bu çalışma, Duygusal Zekanın diğer araştırmalar tarafından da desteklenen üç farklı yönünü öne çıkarmaktadır:

1. Duygusal Zeka, kişisel ve profesyonel başarı ile oldukça ilişkilidir. 
2. Duygusal Zeka yetkinlikleri öğrenilebilir.
3. Duygusal Zeka, korelasyon hafif olsa da, yaşla birlikte artma eğilimindedir.

Ancak, verileri inceledikten sonra iyi bir yaşamın nasıl olduğunu sorduğumuzda, Vaillant’ın ilk söz ettiği adaptasyonlar ya da uzun vadeye bakmak olmadı. Çalışmanın bulgularını şöyle özetledi: “Yaşamda gerçekten önemli olan tek şey, diğer insanlarla olan ilişkinizdir.”

Bu noktadaki veriler gerçekten şaşırtıcı.

3. İlişkiler, ilişkiler, ilişkiler

“Çalışma başladığında, kimse empati ya da bağlanma konuları ile  ilgilenmedi. Fakat sağlıklı yaşlanmanın anahtarı ilişkiler, ilişkiler, ilişkiler” diyor Vaillant. 

Verilere göre, insanları hayatları boyunca mutlu kılan şey yakın ilişkilerdir. Çalışma, yaşam memnuniyetine ilişkin açık ara en güçlü belirleyicinin güçlü ilişkiler olduğunu bulgulamıştır. Güçlü ilişkilerin, uzun ve mutlu bir yaşamı sosyal sınıf, zenginlik, şöhret, IQ ve hatta genlerden bile daha güçlü bir şekilde öngördüğü ortaya çıkmıştır. Bu bulgu, sadece Harvard katılımcıları için değil, diğer katılımcılar içinde aynen geçerlidir.

Ve güçlü ilişkiler sadece mutlulukla değil, aynı zamanda fiziksel sağlık, uzun ömür ve finansal başarı ile de ilişkilidir.
Çalışmanın şu anki yöneticisi olan Harvard Tıp Okulu'nda psikiyatri profesörü Robert Waldinger “Gerçekten şaşırtıcı olan bulgu, ilişkilerimizin ve ilişkilerimizde ne kadar mutlu olduğumuzun sağlığımız üzerinde güçlü bir etkiye sahip olması,” diye belirtiyor. “50 yaşındayken ilişkilerinden en memnun olan insanlar, 80 yaşlarına geldiklerinde en sağlıklı katılımcılar oldu. Güçlü ilişkiler zihinsel ve fiziksel gerilemeyi geciktirmeye yardımcı oluyor.”  
 
Bu keşfi hem olumlu hem de olumsuz yönden değerlendirmek mümkün. Güçlü bağların bizi gündelik hayattaki soğuk algınlığından dahi koruduğu düşünülürse, ilişkilerin yokluğu da ölümcüldür. “Yalnızlık öldürür,” diye açıklıyor Waldinger, “neredeyse sigara ya da alkol kadar tehlikeli.”  

Yaşam doyumu ve fiziksel sağlığa ek olarak, ilişkiler aynı zamanda bir kişinin finansal başarısını da büyük ölçüde belirledi. Finansal başarının ilişkilerin sıcaklığıyla olan ilişkisi, bilişsel zeka ile olan ilişkisinden çok daha yüksekti. IQ değeri yaklaşık 110 olan katılımcılar ile IQ’su 150'den fazla olanlar arasında kazanılan azami gelirde önemli bir fark yoktu. Ancak “sıcak ilişkiler” ölçümlerinde en yüksek puan alanların zirve kazanma yıllarındaki gelirleri, diğerlerinden önemli ölçüde daha fazlaydı.

Genel olarak, çalışmada “katılımcıların gelişen hayatları ve aile, arkadaş ve toplumla olan ilişkileri arasında güçlü bir korelasyon” bulunmuştur. Katılımcıların 47 yaşlarındaki ilişkileri, ilerleyen yıllardaki durumunu adaptasyonlar hariç tüm diğer değişkenlerden daha iyi öngörebilmiştir.  

Six Seconds değerlendirme araçlarından elde edilen verilere göre yüksek EQ'lu bir kişinin ilişkilerde de yüksek bir düzeyde olma şansı diğerlerinden 38 kat daha fazladır. Empati, farkındalık ve dürtü kontrolü, ilişki becerileridir. Bu becerilere sahip olanlar başkalarıyla güçlü bağlar kurar ve bu bağların faydalarını görürler.

Çalışmanın şu anki direktörü olan Waldinger, bu bulguların kendi davranışlarını değiştirdiğini söylüyor: “Yalnızlaşmam, kendimi işe kaptırmam ve bazı arkadaşlarımı çok uzun süredir görmüyor olduğumu unutmam çok kolay. Bu çalışma sayesinde ilişkilerime, eskiden olduğundan daha fazla dikkat etmeye çalışıyorum.”

Bu araştırma ve diğer pek çok çalışma ile Duygusal Zekanın yaşamımızdaki en önemli başarı faktörleri ile ilişkisi bulgulanmıştır. Duygusal Zekanın Six Seconds modeli ile derinlikli ve sistematik olarak ele alındığı eğitimlerimize ve sertifikasyon programlarımıza katılarak siz de hayatınızda bu olumlu değişimi başlatabilirsiniz. Six Seconds EQ Sertifikasyon Programımız hakkında daha fazla bilgi almak için Duygusal Zeka Sertifikasyon Programı sayfasını ziyaret edebilirsiniz. 

Kaynakça: https://www.6seconds.org/2018/09/18/what-makes-a-good-life-3-lessons-on-life-love-and-decision-making-from-the-harvard-grant-study







Önerilen Ziyaretler
En Çok Okunan Blog Yazıları
Diğer Blog Yazıları