Blog

Kazanma Efsanesi

Kazanma Efsanesi
Paylaş

2016-02-16 16:54:25

Bir başkası ile aynı fikirde olmadığımızda onu yermeye başlarız. Ele geçirmeye dair ilkel bir özlem söz konusudur. Zihnimizde ve yüreğimizde, kendimizi haklı ve diğerlerini kötü ilan ederiz. O diğer kişiler düşmana dönüşürler. Tıpkı her gün manşetlerde gördüğümüz gibi, kendi günlük yaşamlarımızda da aslında acımasız bir döngü içinde savaşın içinde yer alırız. Patronumuzu, bir meslektaşımızı, bir müşteriyi, hayat arkadaşlarımızı ve sevgililerimizi hatta çocuklarımızı bile düşmana dönüştürmemizin nedeni, işte tam da budur.

 

Bu Sizin Çatışma Halindeki Beyninizdir

Beynin içine doğru yoğunlaştığımızda, amigdalamız harekete geçer. Bu küçük badem şeklindeki organeller, tehlike reaksiyon sisteminin (threat reaction system- TRS) merkezidir. Baş harflerinden oluşan sözcüğe baktığımızda, bir tür askeri istihbarat icadı gibi gelir kulağa.

 

Dikkat merkezlerimiz, potansiyel tehlikeye odaklandığında, amigdala, nörohormon pompalamaya başlamak suretiyle beynimizi ve vücudumuzu savaşa çağırır. Böbreküstü sistemi harekete geçer. Artık savaş için hazırlanmaktayızdır.

Bu durumda, beynimiz aktif bir biçimde tehlike sinyallerini arayıp bulur…

 

Birinin sözcükleri duyguları ile örtüşmüyordur = tehlike

Biri ince bir tehdit yaratmaktadır = tehlike

Biri haklılığımız konusunda şüphe belirtmektedir = tehlike

 

Kendi algımızı pekiştirecek olan bilgiyi seçerek gerçekliği çarpıtırız. Zira haklı olmak daha iyi hissettirir. Kelimenin tam manasıyla, beyin, kesinlik için kendisine dopamin ödülü verir. Kazanmak uğrunda haklı olmaya bağımlıyızdır. Ne yazık ki böylesi bir tepki bağlamında, bu sinirsel savaşta “kazanmak” demek diğerlerini alt etmek demektir. Burada haklı olmak demek, diğerlerinin üzerinden haklılık elde etmek demektir. Diğerlerini yanlış  addederiz ki böylelikle kendimiz haklı olabilelim.

 

Ne kadar çok stres altında hissedersek, sinyalleri tehlikeler olarak değerlendirmeye de o derece yatkınlık gösteririz. Ne kadar çok stres altında hissedersek, o kadar hızlı ve güçlü bir biçimde savaş moduna sıçrayıveririz. Öte yandan, küresel olarak da stres oldukça fazla artış göstermektedir.

 


Beynimiz haklı olmayı sever ve o hissi elde etmek uğrunda sıklıkla gerçekliği saptırır.


 

Gerçekte Hiç Kimse Bir Savaşı Kazanmaz

Kurgu bir romanda, savaşlar acımasız olsa da her zaman belirli bir kazanan vardır. Bu ister bir toplu çatışma hikâyesi olsun, ister âşık rakipler ya da sözlü savaş; kahraman olan kazanır. Spor sevdamıza baktığımızda, orada da hemen hemen çoğunlukla, sadece tek bir kazanan sporcu ya da takımın varlığını görürüz.    

 

Gerçek hayat daha karmaşıktır.

Tarihe bakış, kurgunun tercih edilmesi için yeterlidir. Gerçek yaşamdaki çatışmalarımızın yüzde kaçı düzgün bir biçimde sonuçlanıyor? Neredeyse sıfıra yakın bir oran.

 

Filistin ve İsrail arasındaki daimi döngü, başlıca bir örnektir buna. Her iki tarafın birden sıkıştırması bir tür sarkaç misalidir. Her iki taraf da diğerini alt ederek kazanmaya çalışır. Ve birkaç ay sonra, yıllar, hatta nesiller sonra taraflardan biri ölçeği eşitlemelerinin gerektiğine karar verir. Böylelikle daha güçlü bir biçimde geri itmeye başlar.

 

Net bir zaferin imkansızlığını görmek kolaydır, yine de çatışmalarımızda, tekrar tekrar kazanma efsanesi oyunu içinde buluruz kendimizi. İyiye karşı kötünün epik savaşı (“iyi” bizim bulunduğumuz taraf olacak şekilde) muamalesi yapan bu ilkel sistem, beynimizin çekirdeğine tesisatlıdır.  Oysa biz bu yolda giderken, savaşı her kim kazanırsa kazansın, biz kaybederiz.

 

Gerçek savaşta, bir neslin çiçeğini kaybederiz, barışı ve sivil toplumu kaybederiz. Kişisel çatışmalarımızda ise bağlantıyı, güveni, enerjiyi ve ilişkiyi kaybederiz. Birkaç yıl önce gördüğüm, şık  biçimde dekore edilmiş bir gemide kısa ve net şöyle yazıyordu : 

Hiç kimse bir savaş kazanmaz

Bir kez çatışma içine girdiğimizde, olaya dahil olan herkes lekelenir.Dahil olan herkes, kana bulanır ve yara alır, gerçek manada ya da duygusal olarak. Sonrasında da muhalif konumlarımız giderek yerleşik bir hal alır.

 


Hiç kimse bir savaş kazanmaz.  Kazanma efsanesine inanmaya bir son vermeliyiz.


 

Gerçek Anlamda Nasıl Kazanırız

Harvard’daki son NexusEQ Konferansımız’da, Daniel Shapiro (Harvard Hukuk Fakültesi’nde, Harvard Uluslararası Müzakere Programı Kurucusu ve Direktörü ve aynı zamanda Beyond Reason’ın yazarı), çatışma halindeki duygular üzerine esaslı bir öğreti paylaştı : Çatışmanın, aramızda durmasına izin verme.

 

Shapiro : Bu ister devlet başkanları arasındaki bir mesele olsun ister karı kocalar arasındaki bir mesele, dünya çapında hemen hemen herkes çatışmaya hasımlar olarak yaklaşır. “Sana karşı ben.”  Bu durum, kişinin o çatışmadan kazı yapıp çıkmasını son derece zorlaştıran, gayet renkli bir dizi inatçı duyguları tetikler.   

 

Çözüm mantığa aykırı görünür ve bir tür teslimiyet gibi hissettirebilir ama öyle değildir. Çözüm, karşıtınızın yanında durmak ve o kişiyi en nihayetinde müttefikiniz yapmaktadır. İlişkisel durumunuzu öyle bir değiştirin ki bundan böyle durum, “sana karşı ben” yerine ikimiz birlikte, ortak bir sorunla yüzleşerek yan yana çalışıyoruz şeklinde olsun.  Bu sağlam bir duygusal değişim yaratır.

 

Sorunu, diğer kişi olarak hatta aranızdaki bir mesele şeklinde tanımlamak yerine, paylaştığınız bir şey olarak yeniden tanımlayın. Mesele ile birlikte yüzleşmek üzere omuz omuza durun. Bu muhteşem bir savaş sanatı olan Aikido’nun temel prensibidir : Hareket et ki çatışma enerjisini yeniden yönlendir.

 

Aikido’da bu gerçek anlamda bir adımdır, yani fiziksel bir hareket.  İlişkilerin aikidosunda ise duygusal bir adımdır. Bu duygusal zeka uygulaması gerektirir.

 

Kendini Tanı: Uyumlan

Kendini Seç : Kuvvetini azalt

Kendini Ver : Birlikte adım at


Çatışmayı sonlandırmak için duruşunu değiştirmek üzere duygusal Aikido kullan ve yan yana dur.


 

Hepimiz Aynı Gemideyiz

Karşıt duruştan çıkmanın tek basit yolu, bu durum içinde yer alan diğer kişinin sizden “ayrı” olmadığının farkına varmaktır. “Ötekini” yermek ya da kendimizi farklı görerek insanlara eksikmiş gibi davranmak kolaydır. Bunu çatışma zamanlarında siyasi propagandalarda da görebiliriz. Muhalif askerler karıncalar gibi tasvir edilirlerken, diğer milletler de şeytan olarak tasvir edilirler. Ötekini eksiltmek, haklılık döngüsüne yakıt sağlamaktadır.   

 

Bunun tersi de gerçektir. Paylaşılan insanlığın farkına vardığımız an, otomatik olarak temeli işbirliği olan bambaşka bir yanıta geçeriz. Burada empati başlıca araçtır; hatırlayın ki beyinlerimiz bağlantı kurmak üzere tesisatlandırılmıştır. Klasik empati sorusu bu işte birlikte olduğumuzun farkına varılması için bir davettir  : “Onun pabuçlarını giyiyor olsaydım ne hissederdim?” Bu soru, empatinin sadece bir parçasıdır ama bir başlangıç noktasıdır : Ortak zemini bulun.

 

Aynı Yöne Dönmek : 12We

Yöneticilere Duygusal Zeka kullanımı üzerine verdiğimiz Six Seconds eğitimlerinde daha verimli geribildirimde bulunmak için “I2We” öğretiriz. Bu diyaloğun, suçlamadan işbirliğine dönüştürülmesi üzerine bir süreçtir. Burada esas nokta  yan yana durur konuma gelme hareketi olan “Duygusal Aikido”dur. Bu süreç, uyuşma yaratmak üzerine işler ve neredeyse tüm ilişkilerde, karşıt duruşun başlamakta olduğunu sezinlediğimiz anlarda uygulanabilir.  

I2We’de üç adım vardır :

  1. Hislerinizi tanımlamak için bir “Ben ifadesi” edinin.
  2. Bunun paylaşılan bir deneyim olduğunu kabul edin.
  3. Durumu birlikte nasıl geliştirebileceğinizi tartışın.

Biraz daha detay :

  1. Adım  : Hislerinizi, “Ben…..(durum)….. hissediyorum” kalıbını kullanarak dürüstçe ama sevecen bir biçimde belirtin.

Örneğin : Bu gişidata dair tatminsiz hissediyorum.

Müşterilerimize gönderi yapma yöntememiz hakkında rahatsız hissediyorum.

İlişkimiz hakkında üzgün hissediyorum.

 

Dürüstçe hislerinizi ifade etmek için “Ben ifadesi”ni kullanmak dürüstçedir – diğer kişi sizin bu şekilde hissetmekte olduğunuzu inkar edemez – ve suçlamadan ziyade hafif bir savunmasızlık bildirir.

 

  1. Adım : Diğer kişinin hislerini kabul etmek ve işbirliği istemek yoluyla size katılması için onu davet edin. Örneğin : Bu konuda ne hissediyorsun? Bana bu konuda heyecan duymadığını da söylemiştin.

 

Karşınızdakinin hislerini dinlemek karşılıklı olma hali yaratır ve aynı zamanda empatinizi ilerletmenize destek olur.

 

  1. Adım : Bu durumu birlikte nasıl geliştirebileceğinizi sorun. Örneğin :

Bunu nasıl geliştirebiliriz? Daha iyi konuma getirmek için neler yapabiliriz?

 

Bir konu üzerinde beraber çalışmak, karşıt taraflarda bulunmadığınız aksine paylaşılan bir meydan okuma için omuz omuza verdiğiniz bir işbirliği durumu  oluşturur.  

 

Çemberin İçine Adım Atmayın

 

Tüm zamanların klasiği olan İktidara Gelmek kitabında Le Morte d’Arthur yani genç Kral Arthur, Merlin ile çatışma üzerine konuşmaktadır. Arthur sorar : Saldıran kimdir, ilk yumruğu vuran mı? Merlin cevaplar : Çatışmada, karşıtlar tavır takınarak ve savaşa hazırlanarak birbirlerini takiple bir daire oluştururlar. Sonra içlerinden biri dövüş çemberine adım atar ve yaklaşma niyetini belli ederek, hücum eden konumuna gelir.

 

Çatışma her yerdedir ve buna şiddeti eklemek için her gün binlerce fırsatımız olur. Bu davranışlarımızdaki şiddet olmasa da yüreklerimizdeki ve zihinlerimizdeki şiddettir. Kazanma efsanesine saplanıp kalırız ve diğerlerini kötü addederek duruşumuzu haklı kılarız. Yine de bu her defasında fiyasko ile sonuçlanır.  Kazanmak, her defasınsa bir tür deliktir ve zaferin şekerli tadından ziyade acı küllerle baş başa kalırız. Belki de artık çemberin içine adım atmaya bir son vermenin zamanıdır artık.

 


Yazar Hakkında – Joshua Freedman

Joshua, pozitif değişim yaratmak üzere duygusal zekayı geliştirme konusunda, dünyanın en seçkin uzmanlarından biridir. Samimiyet ve sahicilikle, en ileri düzeydeki bilmi pratiğe döker, daimi başarının kilidini açacak olan ilişkilerin kalitesini geliştiren uygulanabilir ifadelere dönüştürür.  

Joshua, dünyanın en büyük duygusal zeka uygulayıcıları ve araştırmacıları iletişim ağını yönetmektedir.   

 







Önerilen Ziyaretler
En Çok Okunan Blog Yazıları
Diğer Blog Yazıları